Tarımda bu yıl uygun iklim koşulları sayesinde birçok üründe yüksek rekolte bekleniyor. Buna karşın son dönemde gıda sektöründeki zafiyet dikkat çekiyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye Sektörel PMI verileri Haziran 2026 sonuçlarına göre, bu ayda en belirgin yavaşlama Temmuz 2025’ten bu yana en sert üretim daralmasının kaydedildiği gıda ürünleri sektöründe yaşandı. Sektör PMI endeksinin son dört aydır küçülme bölgesine seyrettiği görüldü. Sektördeki firmalar, girdi maliyetlerindeki keskin artışa ve tedarik zinciri aksamalarına bağlı olarak satın alma faaliyetlerini önemli ölçüde azalttı. Satış fiyatları belirgin bir şekilde artmaya devam etti.
Fiyat artış hızı manşeti aştı
Sektörün son altı ayında bakıldığında girdi fiyatları endeksinin 61-67 bandında, nihai ürün fiyatlarının da 54-61 bandında seyrettiği görülüyor. 50 eşik değerin oldukça üzerinde seyreden endeks değerleri güçlü fiyat artışlarına işaret ediyor. Nitekim yurt içi üretici fiyatları endeksi (Yİ-ÜFE) Haziran 2026 verilerine göre, yıllık üretici fiyat artışı yüzde 33,07 ile yüzde 28,09’luk manşet yurt içi üretici enflasyonunun üzerinde seyrediyor. Tüketici fiyat endeksine (TÜFE) göre de haziranda gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu yüzde 35,45 ile yüzde 33,11’lik manşet TÜFE’nin üzerine gelişti.
TÜSİAD’ın Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi (TÜSİAD-RGE), 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına bakıldığında sektörler arasında en sert rekabet kaybının gıdada yaşanması dikkat çekiyor. Buna göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde gıda imalatı sektöründe yurt içi maliyetler bir önceki çeyreğe göre yüzde 5,5 artarken, rakip ülkelerde maliyet artışı yüzde 1,1 seviyesinde kaldı. Özellikle ara malı maliyetlerindeki artış (yüzde 6,4), sektör maliyetlerindeki yükselişte belirleyici olurken enerji maliyetlerindeki gerileme (yüzde -6,8) bu artışı kısmen sınırladı. Son iki yıllık dönemde sektör maliyetleri rakip ülkelere kıyasla daha yüksek bir artış eğilimi sergiledi.
Dış fazlada dramatik düşüş
Sektördeki maliyet artışları gıda enflasyonu yüksek tutarken, rekabet kaybının nesnel sonuçları da dış ticaret tarafında görüldü. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Mayıs 2026 raporuna göre, Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörü 2026 yılının Mayıs ayında 5 aylık dönem itibarıyla 11,64 milyar dolar ihracat; 11,34 milyar dolar ithalat yaptı. Böylece sektör 300 milyon dolarlık dış fazla verdi. Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 1,29 milyar dolardı. Yıllık düzeyde bakıldığında 2024 sonunda 9,45 milyar dolar olan sektörün dış fazlası 2025 sonunda 4,91 milyar dolara geriledi.
İthalata bağımlı yapı etkiliyor
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Gıda Sanayi Meclisi Başkanı Necdet Buzbaş, DÜNYA’ya yaptığı değerlendirmede, genel PMI verisinin aylardır 50 eşik değerin altında seyrettiğini fakat gıdadaki durumun kısa dönemde meydana gelen gelişmelerden kaynaklandığını söyledi. Buradaki en büyük nedenin ise İran merkezli savaş olduğunu dile getiren Buzbaş, şunları söyledi: “Savaşın etkisiyle girdilerde hızlı fiyat artışları oldu. Bu sadece enerji ile sınırlı kalmadı gübre ve plastik hammaddesi fiyatları yükseldi. Özellikle lojistikte sürelerin uzaması ve sigorta maliyetlerinin de etkisiyle navlun tarafında fiyat artışları oldu. Genel olarak gıda enflasyonuna bakınca işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklı bir yükseliş söz konusu. Yani tarladaki ürünler kaynak. Toprak bizim ama diğer bütün girdiler ithal. Hem kırmızı ette hem beyaz ette yem girdisi ithal. Dışa bağımlılığı azaltmak için yeterli çaba sarf edilmiyor. Radikal tedbirlerle gübre ve yemde yerlileşmeyi sağlayacak kararlar alınması lazım. Aksi halde gıda enflasyonu mevsimsel etkilerle ve dış koşullara göre değişir.”
Yurt içi maliyetlerle rekabet zor
Sektördeki gelişmeleri DÜNYA’ya değerlendiren İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Başkanı Kazım Taycı, sektördeki zafiyetin üç ana sebepten kaynaklandığı belirtti. Navlun maliyeti, emek maliyeti ve yurt içi hammadde fiyatlarına dikkat çeken Taycı, “Bizim sektörün navlunları hacimli bu yüzden yüksek bedeller tutuyor. Emek yoğun sektör olduğumuzdan işçi maliyetlerinin payı da yüksek. Bu iki maliyet baskısı dışında hammadde bakımından ihtiyaçların çoğununu yurt içinden tedarik ediyoruz. TL maliyetler ile yurt dışına ürün satmak zorundayız. Yurt içi enflasyon yüksek olduğundan yurt dışı ile fiyat tutmuyor” dedi.
“Doğru politikalarla yeniden yüksek dış fazlaya döneriz”
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Demir Şarman, DÜNYA’ya yaptığı değerlendirmede, “Gıda sanayiindeki yavaşlama tek bir nedene değil, aynı dönemde üst üste gelen birkaç gelişmenin birleşik etkisine dayanıyor. Öncelikle, sıkı para politikası ve yüksek finansman maliyetleri iç talebi belirgin şekilde yavaşlattı. Tüketicinin alım gücündeki zayıflama ve harcamalardaki temkinli seyir, özellikle katma değerli gıda ürünlerinde üretimi ve yeni siparişleri olumsuz etkiledi” dedi. İkinci olarak, sektörün maliyet yapısı ile döviz kuru arasındaki dengenin bozulduğuna işaret eden Şarman, “İşçilik, enerji, lojistik ve finansman giderleri enflasyonist baskılar nedeniyle artmaya devam ederken, döviz kurunun aynı ölçüde hareket etmemesi ihracatçıların fiyat rekabetini zayıflattı. TÜSİAD Rekabet Gücü Endeksi’nin de işaret ettiği üzere, gıda sanayi bu dönemde uluslararası rekabet gücünü en fazla kaybeden sektörlerden biri oldu” ifadelerini kullandı.
Bunun doğal sonucu olarak ihracat artış hızı yavaşlarken, ithalatın daha güçlü seyrettiğini ve sektörün dış ticaret fazlasında belirgin bir gerileme yaşandığını vurgulayan Şarman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak burada altını çizmek gerekir ki, sektör hâlâ dış ticaret fazlası vermeye devam ediyor; mesele fazla vermemesi değil, fazlanın önemli ölçüde daralmış olmasıdır. Bunun yanında, iklim koşulları ve tarımsal arz tarafındaki olumsuzluklar da bazı ürün gruplarında hammadde maliyetlerini ve tedarik sürekliliğini olumsuz etkiledi. Önümüzdeki dönemde sektörün yeniden ivme kazanabilmesi için fiyat istikrarının kalıcı biçimde sağlanması, rekabet gücünü destekleyecek makroekonomik dengenin korunması ve özellikle ihracatçı üreticilerin maliyet baskısını hafifletecek yapısal adımların atılması büyük önem taşıyor. Malumunuz, gıda sanayi, Türkiye’nin en güçlü üretim ve ihracat alanlarından biridir; doğru politikalarla yeniden yüksek dış ticaret fazlası üreten bir yapıya kavuşabilecek potansiyele sahiptir.”
Ev dışı tüketimde re-export etkisi
Ev Dışı Tüketim Tedarikçileri Derneği (ETÜDER) Başkanı Melih Şahinöz, sektörün artan ithalatına bakıldığında özellikle ev dışı tüketim tarafında re-export’un öne çıktığını ifade etti. Yurt dışından ürün tedarik edip burada işleyerek yurt dışına ihracat yapanlar olduğunu dile getiren Şahinöz, “İthal üründe raf ömrü de kısa oluyor. Yerli sanayici önceden dışarıdan gelen birçok sosu yerli üretmeye başladı. Burada üç etki var. Hem çiftçi destekleniyor hem taze ürün sunuluyor hem de raf ömrü daha uzun oluyor. Hatırlayın önceden bitki bazlı sütler hep ithal gelirdi artık yerliler hepsinden iyi” diye konuştu.

